Sorunlar çözümleriyle gelir

Özetlenmiş haliyle durum şöyle;

İşiniz sözcüklerle; sözcükleriniz çalınmış!

Dünyanız sözcüklerden ibaret; sözcüklerle kurulup sözcüklerle yıkılıyor, sözcüklerle oynayıp yeni sözcükler oluşturuyorsunuz, yankılarından beslenip yeniden yürümeye devam ediyorsunuz, hayatı sözcüklerle dönüştürmeye çalışıyorsunuz; haksızlıkları, adaletsizlikleri, eleştirilerinizi… Direnişlerinizi… Düşlediğiniz dünyayı sözcüklerle anlatıyorsunuz ve birden bire sizin sözcükleriniz sadece ve sadece sizde anlam bulur hale geliyor, kimseciklere sızamıyor! Bir yankı almanız artık –uzun bir süre- mümkün görünmüyor! 

İfadesizlik!

Bir yazarın sürgün hali aşağı yukarı böyle!

Bu ifadesizlik içinde ‘’iş’’ aramanız gerekiyor. Dilini bilmediğiniz bir yerde, herhalde ‘’yazmak’’ alanında değil; artık önünüze ne gelirse!

Bir yandan elbette ki ardınızda bıraktığınız ülkeniz için bulunduğunuz yerden yapılabilecek bir şeyler varsa yapmaya çalışırken öte yandan kendi kendine yazar durur, biriktirirsiniz; yeni bir dili öğrenme çabasının zamanı/enerjiyi yutan halleri içinde bu yeni ülkede yürüyeceği zemini tanımaya çalışmaktan fırsat buldukça. Yeni ülkede kalıp kalamayacağının endişeleri arasında. Bir dolu soru, bir dolu bilinmezlik arasında… Sarkaç misali savrulur günler… Hele de yaş ilerlemişse!

Elbette ki kendi dilinizde yazıp çizeceğiniz alanlar mevcut; seçimlerden biri, belki en pratik ve kolay ya da akla yatkın olanı diyelim, elbette ki geldiğin ülkenin sorunlarına odaklanmayı sürdürmek olsa gerek. Kendi dil toplumunun içinden çıkma ihtiyacı duymaksızın bazı işler, çalışmalar sürdürebilirsiniz. Genellikle seçilen yöntem/alan bu oluyor. Kendi adıma içinde/alanda olmadığımda üzerine söz söyleyemediğim hayatlara odaklanmak çok sağlıklı bulduğum bir yöntem değil. Her ne kadar teknoloji gelişmiş, her detayı uzaktan öğrenme imkânları genişlemiş bile olsa… Öte yandan; bulunduğum yerdeki sorunlar beni en az doğduğum/yetiştiğim yerdeki sorunlar kadar çok ilgilendiriyor. En yakınımdaki konulara odaklanmak, kendi sahici sınırlarımı kademe kademe aşmak daha sağlıklı geliyor. Bu nedenle bulunduğum yeni ülkeyi tanımak, olanaklarını/olanaksızlıklarını keşfetmeye çalışmak, bulunduğum yerden bulunduğum yer için bir şeyler yapmaya çalışmak daha anlamlı geliyor. Bu noktada da vahim bir durum ortaya çıkıyor; gerek dil nedeniyle gerekse ilgi alanlarınızdaki sosyal çevrelerle bağlantıları henüz kurmamış olmanız nedeniyle entelektüel beslenme damarlarınız tıkanmış! İçinde bulunduğunuz yeni toplumda hangi sözün bir değer ifade edebileceğini saptayabilmeniz başlı başına bir mesele/kırk takla işi! Orada neler tartışıldığını, neler konuşulduğunu, takip bile edemiyorsunuz; kaldı ki üzerine bir üretim süreci ekleyebilesiniz! Daha önceki Avrupa seyahatlerimde de, buraya geldiğimin ilk günlerinde de ne zaman bu ülkelere yıllar önce gelmiş olanlarla karşılaşsam kendime sorduğum sorulardan biriydi şu; ‘’neden hala 1970’ler – 80’lerin kavramlarıyla tartışıyorlar acaba?’’ Şimdi biraz anlayabiliyorum; dilsel beslenme olmayınca kendi kendini tekrarlamak muhtemelen kaçınılmaz olmaya başlıyor. Korkutucu! -Biçimsel bile olsa- farklılaşan hayatı eskinin kavramlarıyla çözümleyemezsiniz, ya da ‘’daha uzun yol kat edersiniz’’ diyelim. Gerçekten korkunç! Dolayısıyla, bulunduğunuz yeni ülkenin dilini en azından neler yaşandığını/tartışıldığını kavrayacak kadar öğrenmek çabasına yoğunlaşmak kaçınılmaz olarak öne geçiyor. Bu da, sekiz kat daha fazla çalışmak demek!

Belli bir aşamaya geldiğinizde artık kendinize şöyle söylüyorsunuz; ‘’eh, artık kendi alanıma/deneyimlerime en yakın olabilecek bir iş arayabilirim!’’ İçinizin çanları çalmaya başlıyor. Olasılıkları sıralamaya başlıyorsunuz.

Yazdığınız öyküler, yeni yazacaklarınız… Çeviri sorunları…

Listeler… Yapmak istediklerinizin, yapabileceklerinizin; ulaşmak istediklerinizin, ulaşabileceklerinizin listeleri…

Planlamalar… Bir yanda kendi ülkeniz insanlarını hedefleyen, öte yanda bulunduğunuz ülke insanlarını hedefleyen projeler… Ütopik olanlarla gerçekçi olanları ayıklamalar… İlgili yerlere ulaşma çabaları… Çoğu zaman çuvallamalar, hayal kırıklıkları… Yeniden toparlanıp tekrar başlama işleri…

Bir de şu ‘’Bewerbungs’’ teknikleri var ki düşman başınaJ)) Bir abartı, bir abartı… (önümde şimdi Almanca koca kütük gibi bir kitap var CD’si ile birlikte. ‘’Das groβe Bewerbungs-handbuch – Schritt für Schritt zum eigenen Profil und zur erfolgreichen Bewerbung’’ İnsan gülse mi ağlasa mı bilemiyor. Yer yarılsa da yerin dibine geçsek!.. (‘’Neyse, burada işler böyle, herhalde bir bildikleri vardır.’’ deyip okuyup uygulayacaksın artık!)  

Zaman zaman şöyle hissetmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz; ülkenizde yıllarca yapıp ettiklerinizle ‘’bir şey’’diniz; şimdi ‘’hiçbirşey’’! Şimdi burada yeniden ‘’yararlı bir şey’’ olduğunuzu ispatlamanız gerekiyor. Önce kendinize! (Bu binbir güçlükle edindiğiniz yeni dille!) Ölçüsü kazanacağınız asgari yaşam ücreti olacak. Biraz traji-komik, ama böyle!

Kendi adıma, daha öncesinden Avrupa deneyimi, mesleki deneyim ve ikinci dilim İngilizce vardı ve buradaki hayatımın ilk süreçlerini kolaylaştıran PEN-Zentrum Deutschland, ‘’Writers in Exile’’ Programının desteği sayesinde ilk travmaları aşabildim. Bu desteğe sonsuz teşekkür borçluyum.

Elbette ki, sorunlar çözümleri ile birlikte geliyor. Zaten zorlu hayatlardan gelmiş bizler için kararlıysanız ve emek vermeyi göze almışsanız çeşitli imkânları ayıklayıp seçimler yapmanız gerekiyor ve neşenizi koruyup, yılgınlıklara kapıları kapatmış olmanız!

Şehbal Şenyurt Arınlı

Gazeteci, Yazar, Belgesel Film Yönetmeni

2 Antworten auf “Sorunlar çözümleriyle gelir”

Kommentare sind geschlossen.